30 Ocak 2011 Pazar
29 Ocak 2011 Cumartesi
özgür akan nehirlere, özgür büyüyen ağaçlara ve tek dertleri yaşamak olan bütün canlılara inat; "özgürlük" adına kaybettikleri gençliği, başkalarında bulup sömüren insanlar vardı dünyada. Ama yapılacak bir şey yoktu, doğanın olağan-olan yaşamına, sürekliliğin tersine insan; düşünmek, "iyi-kötü", "gerekli-gereksiz", "faydalı-faydasız" ve buna benzer daha bir çok sıfat sahibi politikaları üretmek zorundaydı.
neyse sonuç olarak yazının belli bir düşüncesi de yok bağlanabileceği bir yerde. ama yine de doğa -eğer bizim olmadığını farkedip, rahat bırakırsak- olduğu gibi olacak, olduğu gibi yaşayacak, sürecekken; insanlar düşünecek. Bazıları, gençliği arayacak, bazıları içgüdülerini geri istediğini söyleyecek, bazıları yanılsamadan memnun kalacak, bazıları üretecek, bazıları tüketecek, bazıları yeni bir yaşamın nasıl kurulacağını düşünecek ve buna -berfin olan benim- dilimde "yaşam" denecek.
neyse sonuç olarak yazının belli bir düşüncesi de yok bağlanabileceği bir yerde. ama yine de doğa -eğer bizim olmadığını farkedip, rahat bırakırsak- olduğu gibi olacak, olduğu gibi yaşayacak, sürecekken; insanlar düşünecek. Bazıları, gençliği arayacak, bazıları içgüdülerini geri istediğini söyleyecek, bazıları yanılsamadan memnun kalacak, bazıları üretecek, bazıları tüketecek, bazıları yeni bir yaşamın nasıl kurulacağını düşünecek ve buna -berfin olan benim- dilimde "yaşam" denecek.
15 Ocak 2011 Cumartesi
seri ilanlar
bazı insanları özlersiniz, sohbet etmeyi, oturup çay içmeyi, yürümeyi, yemek yemeyi ve daha bir ton şeyi.
bazı insanları çok özlersiniz, onlarla da sohbet etmek, çay içmek, yürümek ve yemek yemeyi istersiniz ama en çok görmeyi ve görülmeyi istersiniz, yetmez ama evet.
bazılarını özlüyorum, evet fakat bazılarını çok daha çok özlüyorum.
bunu neden ilan ettim bilmiyorum ama öyle.
bazı insanları çok özlersiniz, onlarla da sohbet etmek, çay içmek, yürümek ve yemek yemeyi istersiniz ama en çok görmeyi ve görülmeyi istersiniz, yetmez ama evet.
bazılarını özlüyorum, evet fakat bazılarını çok daha çok özlüyorum.
bunu neden ilan ettim bilmiyorum ama öyle.
14 Ocak 2011 Cuma
kıl-tüy-saç-zaman
benim küçükken uzun saçlarım vardı.
bir de uzun tüylü, pasaklı bir kedi arkadaşım.
bir de uzun tüylü, pasaklı bir kedi arkadaşım.
kendi uzun saçlarımı da onun uzun tüylerini de çok severdim, hala severim.
ben büyüdükçe(!) saçlarım kısaldı. keşke kısalmasaydı .
ben büyüdükçe(!) saçlarım kısaldı. keşke kısalmasaydı .
Kedi arkadaşım mı? O gitti.
ama yine de uzuuuun ve güzel günlerdi ve bitti.
ama yine de uzuuuun ve güzel günlerdi ve bitti.
13 Ocak 2011 Perşembe
şimdi hiçbir şey anlatılmasın
artık hiçbir şey anlatılmasın.
"sen kaldın,bir de sen ey buzul mavi
bizi bul, bizi yarat, bize güzellik et şimdi
bomboşuz, korkuyoruz da.. ve kemikleri bunlar gökyüzünün
altında öyle tedirgin ilk çocukları ölümün.”
(gökanlam3'ten alıntılar)
"sen kaldın,bir de sen ey buzul mavi
bizi bul, bizi yarat, bize güzellik et şimdi
bomboşuz, korkuyoruz da.. ve kemikleri bunlar gökyüzünün
altında öyle tedirgin ilk çocukları ölümün.”
(gökanlam3'ten alıntılar)
11 Ocak 2011 Salı
turuncu maviye düşer
samatya'da güneşin doğuşu.
bütün bir ateşi denize dökmüşler gibi.
mucize gibi biraz da.
güneşin doğmasına sevindim fakat gecenin bitmesine de bir o kadar üzüldüm.
bütün bir ateşi denize dökmüşler gibi.
mucize gibi biraz da.
güneşin doğmasına sevindim fakat gecenin bitmesine de bir o kadar üzüldüm.
10 Ocak 2011 Pazartesi
8 Ocak 2011 Cumartesi
7 Ocak 2011 Cuma
kaç ölü kaç?
ölü kaç.
Acımı bir yük treniyle gideceğim yere taşımışlar, ben bazı sabahlar trenleri görürüm.
Tutmuşlar bir şehri tam kafamın ortasına koymuşlar, bazı bazı deliklerimden denizleri akar.
Bunu anlatabilseydim eğer bir şekilde birilerine belki iyi bir yazar olurdum ben de. Bazıları da şiirler yazarım içimden kağıtla karşılaşınca hepsini unuturum, belki hafızam biraz daha iyi olsaydı benden de iş çıkardı.
keşke,belki,bazı,bazen
ben.
ölü kaç.
ne bir şehire, ne bir şiire yükleyebilirsin bir serçenin intiharını. ama bir değil kaç serçe kaç ölü serçe kaç ölü kaç!
intihar derken ölmekten bahsetmiyorum aslında ama yapılacak bir şey yok ölmüş işte sonunda.
hüzün, melankoli hayatımda var olduğundan beri hiçbir öfke, öfke olmadı. hiçbir kızgınlık, kızgınlık değil. çok kızıyorum. çok sinirleniyorum. yerimde duramıyorum. yerimden kalkamıyorum.
ne bir anneye, ne bir amcaya yükleyebilirsin ağlayan oyuncak bebeğin kopmuş kafasını. ama bir değil kaç ölü bebek ağlayan, kaç ölü kaç!
kafası kopmuş ama susmamış ne zenci bebek ne şımarık çocuk. koparmış ama yine ağlamış işte yapılacak bir şey yok. birdün o kadar çok ağlamış olsaydım, o kadar çok ağlamış olsaydım da kurusaydı bir daha ağlamasaydım.
kaç ölü?
içimde kaç ölü?
dışımda kaç yaralı var yine?
özür dilerim.
Acımı bir yük treniyle gideceğim yere taşımışlar, ben bazı sabahlar trenleri görürüm.
Tutmuşlar bir şehri tam kafamın ortasına koymuşlar, bazı bazı deliklerimden denizleri akar.
Bunu anlatabilseydim eğer bir şekilde birilerine belki iyi bir yazar olurdum ben de. Bazıları da şiirler yazarım içimden kağıtla karşılaşınca hepsini unuturum, belki hafızam biraz daha iyi olsaydı benden de iş çıkardı.
keşke,belki,bazı,bazen
ben.
ölü kaç.
ne bir şehire, ne bir şiire yükleyebilirsin bir serçenin intiharını. ama bir değil kaç serçe kaç ölü serçe kaç ölü kaç!
intihar derken ölmekten bahsetmiyorum aslında ama yapılacak bir şey yok ölmüş işte sonunda.
hüzün, melankoli hayatımda var olduğundan beri hiçbir öfke, öfke olmadı. hiçbir kızgınlık, kızgınlık değil. çok kızıyorum. çok sinirleniyorum. yerimde duramıyorum. yerimden kalkamıyorum.
ne bir anneye, ne bir amcaya yükleyebilirsin ağlayan oyuncak bebeğin kopmuş kafasını. ama bir değil kaç ölü bebek ağlayan, kaç ölü kaç!
kafası kopmuş ama susmamış ne zenci bebek ne şımarık çocuk. koparmış ama yine ağlamış işte yapılacak bir şey yok. birdün o kadar çok ağlamış olsaydım, o kadar çok ağlamış olsaydım da kurusaydı bir daha ağlamasaydım.
kaç ölü?
içimde kaç ölü?
dışımda kaç yaralı var yine?
özür dilerim.
3 Ocak 2011 Pazartesi
Kaydol:
Yorumlar (Atom)