30 Aralık 2010 Perşembe

kurmadan, yazmadan...

...oldukça sözsüz, sessiz bir anlaşmaya vardılar..
"ben sana dokunmayayım sen de bana dokunma."
hiçbir şey söylemeden, hiçbir şey duymadan, dokunmadan, bakmadan yalnızca anlaştılar.

29 Aralık 2010 Çarşamba

28 Aralık 2010 Salı

her şeyin sonucunda bir güce, bir tanrıya, bir enerjiye ulaşmayı istiyorum. Çelişki ne kadar yorucu, algılayamıyorum, anlayamıyorum.
Romantik aşkı ya da tabiri caiz ise acı üretimi ve acı paylaşımı olarak kurulan aşkı -ben kurmuyorum diye demiyorum ama- anlayamıyorum, anlaşılacak bir tarafı olduğunu da düşünmüyorum. Bir insan neden bir dönem bir şeyler yaşayıp bir şeyler paylaştığı birlikte acı da çektiği birine, o biri sarsıntıyı atlattığında tavır dolu bir sesle " ama anlıyorum sesinden, kurtulmuşsun sen..." gibi bir cümle sarfeder? Kurtulmasaydı da sürekli acı çekseydi ardından, bu nasıl bir ego?
Şarkıların aşklarımıza, dostluklarımıza, ilişkilerimize kattığı şey bu mu olmalı?
Bir şey katması gerektiğinden söz etmiyorum bir yandan bir şeyler götürmesin bizden diyorum.
Çocuk algısına geri dönmeyi diliyorum bazen fakat mümkün değil farkındayım. Şarkılar, şiirler, filmler, televizyonlar takipçilerine hastalık vermese, algımızı şekillendirmese çok daha rahat* insanlar olabilirdik diye düşünüyorum. Keşke demeden söylüyorum bunu, yapabileceğim bir şey yok algılarım böyle demeden. Artık daha fazlasını almam ben de niye bu kadar dert ettiysem. Neyse sakinim şimdi.

-Bak şimdi aklıma geldi kadınım, erkeğim, sensiz yaşayamam, beni öldürdün, her şeyim,sevdiğimi başkalarıyla görmeye dayanamam, seni geçenlerde başka biriyle gördüm hepsi var bu şarkılarda hatta daha da fazlası var, kızıyorum.

27 Aralık 2010 Pazartesi

Tanrım bize de bir salıncak...

"Kısa süreli bir sinir harbi yaşadım, evet. Fakat geçti, ara ara yine baş gösterir belki ama çok süreceğini sanmıyorum.Bunları çok daha sakin yazıyorum."
Kendi dilinde "La petit prince" okuyan bir insana,gerçekten severek seviştiğim bir adamdan daha çok güvenebileceğimi, güvene indirgemeden gerçekliğine inanabileceğimi bilmek bazen garip. Bazı şeyler sarsıcı ve gerçeklerden soyutlamak istediğim insanlar var hayatımda, ne yazık ki gördükten ve bildikten sonra tersinden kurup inanmayı, sorgusuz sualsiz güvenmeyi istemiyorum. 'İstanbul' hala çok güzel kafamda, yalnızca yeterince yaşayamadım bir şehri hissediyorum. Nefret etmeyi isterdim herhangi bir şeyden, bu şehirden, insanlardan, herhangi birinden ama olmuyor, nefret etmiyorum ama kabul de etmiyorum artık. Hayatımdan benim için 'o adam' olacak bütün adamları çıkarmayı düşünüyorum, o ya da bu neyseney farketmiyor benim için. Kendimi tecavüze uğramış gibi hissettiğim anlar oluyor bazen çok içince ya da çok ağır hissedince ama mutlaka geçiyor. Sevdiğim her şeyi tüketebilecek birine rastlamadım henüz, rastlamak da istemiyorum. Bir delinin yanılsaması da değilim, herhangi birinin eğlencesi de bunu biliyorum, bilmeyenlere duyurulur:)
Bir insan var her şeyin sonunda haklı çıkan, haklı çıkması beni de onu da üzse de onu seviyorum, bir kere haksız çıksa kendimde bir şeyleri çokça değiştirmiş olacağım ama neyse artık.
Boka püsüre savrulmamı görmezden gelip bunları kullanan herkes kendi bokunda boğulsun istiyorum ve artık hiç birine üzülmemeyi deniyorum.
Büyük satranç tahtanız eski solcuların, entel yavşakların ve onlardan hiçbir farkı kalmamış sizlerin olsun ben piyon olmayı da şah olmayı da çoktan reddettim.

Tanrım ona bir salıncak
Taş kesilmesin diye taş
Donakalmasın diye boşlukta
.
.
.

Tanrım size bir salıncak!

24 Aralık 2010 Cuma

Sözcükler

Bulunamayan sözcükler.

Baş ağrısı.

Paganini

Akmak

Uçmak.

Sevgili.

Müziğe karışmış duyulmayan ses.

Sessizlik.

Haber.

Sevgili.

Öz.

Varlık.

Yokluk.

Hiçlik.
Varlık.

Akmak.

Uçmak.

Susmak.

Bulamamak.

Bir kitap.

Bir hayat.

Sevgili.

Susmak.

Yazmak.

Görmek.

Işık.

Rüya.

Sevgili.

Bulamamak.

Aramamak.

Uyanmak.

Baş ağrısı.

Biten sigaralar.

Sakinleşen ses.

Çıkmayan ses.

İç gıcıklanması.

Konuşmak zorunda kalmak.

Konuşamamak.

Okumak.

İzlemek.

Gitmek.

Sözcükler.

16 Aralık 2010 Perşembe

sabah kafa-ta-sı

sanırım artık uyumalıyım çok güldük çok eğlendik bir takım komiklikler şakalar falan derken yeter. evet yalnız uyuyabiliyorum da sarılıp uyumayı da özlüyormuş insan, bunu özleyince de uyumak da "ıhmmm baldan tatlı" olmuyormuş, evet " bi gün ben de yiycem..."

atam haklı, dağılalım.

Yoga vol.1- 'Surya Namaskar'ın burun deliklerine etkisi.

foot connection

cennet, ayaklarımızın altında olmasaydı da severdim ayakları.

bloguma tüneyen kargalar ve gevrek sohbeti

blogumla, fotoğraflarla falan oynadım ya karga bokunu yemeden nasıl mutlu oldum anlatamam. hayat böyle geçer herhalde diye düşünüyorum şimdi biraz uyursam daha akıllıca da düşünebilirim diye de tahmin ediyorum ayrıca.

14 Aralık 2010 Salı

gençliğe hurafe

ben bugün milli devlet gördüm.
annem bana milli devlet alacak.
babamın milli devleti var.
ben bugün milli devleti cümle içinde kullandım.

milli devlete alternatif sözcükler;
atatürk, amerika, akp, tayyip erdoğan

artık vatani görevimi yerine getirdim, sakinleşebilirim.

3 Aralık 2010 Cuma

istanbul'a aşık mektup

sevgili istanbul, bunu sana uzaktan yazıyorum. aslında sana yazmamın hiçbir sebebi yok ama insan özlediklerine yazar sanırım. deniz kabuklarını ve deniz yıldızlarını seviyorum aslında bulutları ve martıları da. hatta uçmayı yüzmekten daha çok seviyorum. çiçekleri de çok seviyorum fakat bazen koparıyorum ve kaçışan böceklere çok üzülüyorum. balık tutmak zevkli bir iş gibi görünüyor fakat öldürmek nasıl zevkli olur bilmiyorum, bilmediğim şeyi öğrenmek için çok fazla çaba sarfetmiyorum. neyse istanbul, seni de mesela izmirden daha çok seviyorum, neden mi? bilmiyorum. kadıköyün gökyüzünü durup durup özlüyorum mesela, bir de arada sırada kucağıma bir kedi atlamış gibi hissediyor seviniyorum, onu da özlüyorum mesela. ben bazen kendimi anlamakta çok zorlanıyorum istanbul , bazen kendime çok şaşırıyorum fakat bunu yazarken düşünmüyorum, karmaşıklaştırmak hayır istemiyorum. insanın içinde hem yeşil hem mavi olabilir biliyor musun istanbul? o insan hem kırmızı hem turuncu ve aslında gök kuşağı olabilir. Gök kuşaklarını da severim ben mesela, hem ismi de gayet güzel. trenleri ve vapurları da seviyorum istanbul, bütün şehirlerin martılarını da hatta uçakları da. dağları da seviyorum, ağaçları da hatta bazen denizlerden daha fazla. çatıları seviyorum istanbul ve köpekleri ama en çok kedileri, ve güzel şarkıları, güzel insanları. İçindeki, içimdeki, yanımdaki ve güzel, benden bağımsız güzel olan her şeyi..
çoğu zaman özlüyorum istanbul ve çoğu zaman şaşırıyorum, sudan çıkmış balık gibi oluyorum.
bir sırrım var istanbul, çok seviyorum sırrımı, sana şimdi söyleyemem kim bilir belki hiç söyleyemem, onu da çok seviyorum.
göğünde kuşaklar çıksın istanbul.

29 Kasım 2010 Pazartesi

eski yazıları silmek, atmak içimden gelse de yapamıyorum. yeniyi eskisini görerek kurmak, kurduğun şeyin farklı olduğunu görmene yarıyor herhalde.korku mu? şimdi daha uzak. yeni adıydı eski dünyaydı, eski adıyla yeni dünya, dünyaya doğuyorum.

11 Kasım 2010 Perşembe

siz benden hala yeşile bakmamı ağaçları görmemi denizi kucaklamamı mı bekliyorsunuz ? ya çok hayalperestsiniz ya daha hiçbir şeyden bıkmadınız?

9 Kasım 2010 Salı

Lorenna McKennitt



yalnız gecelerin annesi gibi sanki. Sesi kucağına alıyor sizi, saçınızı okşuyor, özlediğiniz ne kadar sözcük varsa hepsini kulağınıza fısıldıyor, sakinleşiyorsunuz. Güzel düşler görmenizi sağlamıyor belki ama en azından isteyeni uyutuyor. Kedi gibi hissediyorsunuz kendinizi.

6 Kasım 2010 Cumartesi

istanbul'a

Bu gece hepiniz teker teker geçtiniz üzerimden, beni yalnızca bir kaşıntı tuttu sonrası ağlama krizleri. Pisliğiniz üzerime yapıştı tırnak aralarım kanayan etimle pisliğinizle dolu bu gece. Oysa bunları beklememiştim. İstanbul, tekrarı olmayacaktı hayatın, yeni ve temiz olacaktı. Oysa ben bütün gece seni bekledim İstanbul, koynuma sokul uyu istedim. Sen farklısın İstanbul sen daha ağırsın çektiğim acılardan, organlarımı parçaladın. Kokularınız beni korumaz artık beni tehlikelerden, yalnızlığımı özlüyorum kalabalıklarınızda. Gidebileceğim bir anne , dokunacağım bir baba bırakmadınız bende. Olmayan yollarda gelmeyecek insanları bekledim ve ağırdı bir kafeden titreyerek çıkmak, kamyonlardan inmekten daha ağır.İstanbul, beni bu gece yok ettin.

2 Kasım 2010 Salı

kıs.

"Bu kadar mutlu olduğunuzu, iyi hayatlarınızın olduğunu, güzel şeyler yaşadığınızı, iyi işler yaptığınızı göstererek mutsuzluğumu mu kanıtlamaya çalışıyorsunuz?"
diye sorardım.
ama sormuyorum.kıskançlığımı bu kadar belli edemem.

Duracell Ayısı olmak vardı

4 tanesi 1 liraya satılan piller gibi enerjim bu saatlerde yine tükendi. Boşluk duygusundan olsa gerek hiçbir şey yapmadıkça daha çok yapmayasım geliyor. Kız kıza gezip içip eğlenmek istiyorum ya da bir fantezi şuan benim için emin değilim. Çalışmaktan, okuldan değilmiş yorgunluk hiçbir şey yapmadan yine yoruldum. Tek başıma ne yapardım hatırlamıyorum ama sanırım yine böyle bol bol konuşur bol bol yatardım. Sıkıldım.
Olaylar kafanızda kurduğunuz gibi gelişmiyor her zaman hatta çoğu zaman. Bu, geleceği bilmemenin talihsizliği insan için. Küçük ihtimaller aklınıza hep geliyor, emin olmak için soruyorsunuz "hayır, olmaz." deseler de yine gerçekleşiyor, o yüzden sıkı sıkıya inanmamak lazım söylenenlere. Her şey sözde ne kadar güzel tanrım keşke gerçek hayatta karşılığı olsa.

dans lazım dans

güne hareketli şarkılarla başladık diye öyle gidiyor sanırım, güzel oldu bugün.
direc-t dinledikten sonra kahvaltıda manu chao'ya geçtik fakat pek uzun sürmedi pozitif enerjimizi olduğu gibi ifade edemedi natasha bedingfield'den unwritten'la eğlenmeye başladık, cardigans- sick and tired derken şimdi lily allen not fair ardından fuck you ile karşımızda :)
eğleniyorum.dans lazım dans.


direc-t kafası

Sıcaktan eriyerek uyanıp mitatım'ın yanına koştum, sabah sabah direc-t dinleyip bağrınıyordu evde, ne güzel oldu. Bir de bankaya gidip para çekmek ev kirası yatırmak zorunda kalmasak ne güzel olurdu hayat.


Ben aslında hiç böyle değildim
Kimseyi sevmezdim bu kadar
İçime kapanıp kalmıştım

Ben burada
Küçücük odamda

Ben aslında hiç böyle değildim
Kötülük çıkmazdı aklımdan

İyilik yapmazdım kimseye

Kendime bile
Kendime bile

Git
Sakın dönme bana
Git
Hak ettim galiba

Git
Sakın dönme bana birdaha

Beni aldın, böldün
Tükettin
Bıraktın
Attın
Dağıttın
Paramparça ettin



Giiiit :)

31 Ekim 2010 Pazar

bye's anılar

sevgilisiyle tatile giderken beni de yanlarında götürüp ben(5 yaşındaki ben) uyuyunca odanın kapısını üstüme kitleyip gezmeye giden anaokulu öğretmenimi ve sevgilisini hiç unutamadım. kitlenen kapılardan hala korkarım. o tatilden önce ne iyiydiniz len içimde şerefsiz şerefsiz adi şerefsizler.

30 Ekim 2010 Cumartesi

eva

tut ki karnı acıktı/bize küstü/ tüm şehir ona küstü/ bir kedimiz var eva/ anlıyor musun?

anlıyor musun?

ben anlamıyorum arkadaş bu hayvanı. bi güzel güzel bakıyor eğleniyor eğlendiriyor bi küsüp gidiyor.karnı tok sırtı pek töbe töbe.

birzamanbuzaman

öykü yazan kadınlar vardı
şiir yazan kadınlar
resim yapan ve oynayan
kadınlar vardı
hala varlar.

şiir yazan adamlar vardı
yazan ve okuyan,müzik yapan
çalan ve söyleyen
adamlar vardı
hala varlar.

onlar.
hala.
birarada.
herkesinunuttuğubiradada.
yaşıyorlar.

bedavaya özlem

Bürokratik işler,para, banka, çalışmak falan böyle şeyler hiç olmasa keşke, ev kirası da olmasa. Bedava yaşasak ne güzel olurdu hayat.
Bankaya git para çek alışveriş yap yemek yap bulaşık yıka temizlik yap okula git işe git eve gel otur uyu bankaya git para çek bankaya git para çek banka para banka para banka para bankaya git para kalmasın.bat.
sıkıldım len sisteminizden.

eskigüneşler

geçenlerde konuştuk yine söyledi "bizden iyisi yoktu..."
iyi ki de söyledi, eski güneşli günleri unutmamak gerek.

susanrısı

Su hiçbir zaman mavi olmadı sevgilim, bu bizim hayalimizdi sadece.
Baktığım bütün gözler, gördüğüm bütün denizler,kayalar ve taşlar ve ağaçlar yeşil, hepsi inadına bir zümrüt kadar yeşil.Mavi kalan bir sen oldun, keşke kalmasaydın.

kalbumi atacağum

kalbumi atacağum
derenin ortasına,
yarim balık tutarken
takılsun oltasına,
gel çıkalum dağlara
bağlar olsun evimiz,
her ormandan bir yaprak
olsun giyimimiz.

özenç'im ne güzel söylerdi bunu. onu da ne çok özledim.
oynamak lazım, oynak olmak lazım.

ahlak dersleri vol.1

umursamaz insanlar daha az seviyor sanıyoruz ya, hani ilgiye falan boğulmak istiyoruz bazen gerek yok gibi aslında ona. Tamam çok sıkılıyoruz belki sinir çıkaracak bir şey, çatacak bir yer lazım ama bahaneler bunlar olmasın artık.Bunu kendime söylüyorum. Daha rahat olmak lazım, ottan boktan trip yapmamak lazım,iki aydır muayyen gün siniri var üzerimde, sivilce çıkarıyorum durup durup, ilgi falan bekliyorum da gerek yokmuş be. Aileden ayrı olmanın da etkisi vardır elbet.Burdan annem'e çok selam ederim, nasıl şımartmışsanız dengem bozuldu.He dediğim o ki berfin yapmasın artık böyle şeyler, kimse böyle şeyler yapmasın.İnsanları siniri bozuk, çözümsüz bırakmayalım artık.evet evet azalarak değil şak diye bitsin.

29 Ekim 2010 Cuma

Geceniz Hayr'olsun

Bugün bokunu çıkarmadan gitmek istiyorum evin içinde dolaşırım anamla babamla araşırım biraz müzik azcık kitap, yarın iş de var erken kalkmak lazım. Zormuşsun istanbul, güzelmişsin de ama bizim Eva senden daha zor daha güzel.

A bout de souffle




"Newyork Herald Tribuuneee"






serseri aşıklar'ı izleyin, izletin,izlettirtin.Ne güzel filmdir ne güzel kadındır(jean seberg) ne güzel adamdır (jean paul belmondo) onlar öyle. Fotoğraflarını koyacaktım ama bu bilgisayarı çözemedim bi türlü, merak ediyorsanız üşenmeyin bakın. Biliyorsanız küstahlık ettim efenim özür dilerim, mazur görün;heyecanlanmış kızcağız.




"Newyork Herald Tribuuuneee"


düdüt: Buyrun filmden kareler


saçmaksaçmalamaksaçmasalak

Tek başıma ne kadar saçmalayabilirim diye düşünüp bu blogu açtım, İstanbul'dan sevgiler şuan var olmayan okurlarım.
Bi zamanlar birlikte güzel güzel saçmaladığım güzel arkadaşlarım vardı, hala varlar ama birlikte saçmalayacak kadar bol vaktimiz yok. Onları özlüyorum. Liseyi özledim muhabbetine hiç girmek istemiyorum, girdim gibi ama çıkarım. Yine de iyiydi ya.

Ciao! İstanbul

Evet bir tane yetmedi, dökemedim içimi yine geldim, gidip gidip geldim.
Ciao! İstanbul

Boğaz trafiğini kutlamalar için kapatan, insanları her yerde esir ettiği gibi yollarda esir eden cumhuriyet bayramınız yerin dibine batmasın, yerin dibi daha güzel kalsın.
Her yeni blog açılışında bir bando olsa, insanlar bunu kutlasalar falan daha güzel olurdu sanki.
Açılış konuşması-saygı duruşu-istiklal marşı olmayan kutlamalar hayal ediyorum, yapsak ya.