"Kısa süreli bir sinir harbi yaşadım, evet. Fakat geçti, ara ara yine baş gösterir belki ama çok süreceğini sanmıyorum.Bunları çok daha sakin yazıyorum."
Kendi dilinde "La petit prince" okuyan bir insana,gerçekten severek seviştiğim bir adamdan daha çok güvenebileceğimi, güvene indirgemeden gerçekliğine inanabileceğimi bilmek bazen garip. Bazı şeyler sarsıcı ve gerçeklerden soyutlamak istediğim insanlar var hayatımda, ne yazık ki gördükten ve bildikten sonra tersinden kurup inanmayı, sorgusuz sualsiz güvenmeyi istemiyorum. 'İstanbul' hala çok güzel kafamda, yalnızca yeterince yaşayamadım bir şehri hissediyorum. Nefret etmeyi isterdim herhangi bir şeyden, bu şehirden, insanlardan, herhangi birinden ama olmuyor, nefret etmiyorum ama kabul de etmiyorum artık. Hayatımdan benim için 'o adam' olacak bütün adamları çıkarmayı düşünüyorum, o ya da bu neyseney farketmiyor benim için. Kendimi tecavüze uğramış gibi hissettiğim anlar oluyor bazen çok içince ya da çok ağır hissedince ama mutlaka geçiyor. Sevdiğim her şeyi tüketebilecek birine rastlamadım henüz, rastlamak da istemiyorum. Bir delinin yanılsaması da değilim, herhangi birinin eğlencesi de bunu biliyorum, bilmeyenlere duyurulur:)
Bir insan var her şeyin sonunda haklı çıkan, haklı çıkması beni de onu da üzse de onu seviyorum, bir kere haksız çıksa kendimde bir şeyleri çokça değiştirmiş olacağım ama neyse artık.
Boka püsüre savrulmamı görmezden gelip bunları kullanan herkes kendi bokunda boğulsun istiyorum ve artık hiç birine üzülmemeyi deniyorum.
Büyük satranç tahtanız eski solcuların, entel yavşakların ve onlardan hiçbir farkı kalmamış sizlerin olsun ben piyon olmayı da şah olmayı da çoktan reddettim.
Tanrım ona bir salıncak
Taş kesilmesin diye taş
Donakalmasın diye boşlukta
.
.
.
Tanrım size bir salıncak!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder